← laboratuvar · donanım vaka incelemesi

Çekirdek İp Belleği
(Core Rope Memory)

1969. Üç kişiyi bir kutuya koyup Ay'a gönderiyorsun. Kutudaki bilgisayarın programı sekiz gün boyunca hiç değişmeyecek — ne fırlatmanın sarsıntısı, ne kesilen bir besleme, ne de yanlış çalışan bir satır tek bir biti bozabilecek. Soru şu: bir programı, hiçbir şeyin üstüne yazamayacağı bir yere nasıl yazarsın?

Cevap, programı elektrikte hiç tutmamak oldu. Program bir şekle yazıldı: ince bir tel, küçük bir halkanın içinden geçiyorsa bir şey, etrafından dolanıyorsa başka bir şey demekti. Sonra o teller elle dokundu. Kod, kelimenin tam anlamıyla dokunmuştu.

Bellek dediğimiz şey normalde elektriktir. Bir yerde bir gerilim tutulur, o gerilim 1 demektir; kesilirse 0 olur, ya da hiç olur. Böyle bir belleğin iki huyu vardır: enerji gidince içindekini unutur, ve üstüne yazmak dünyanın en kolay işidir.

Yerde bu sorun değil. Bozulursa yeniden yükle, geç. Ay yolunda yeniden yükleyecek kimse yok, yükleyecek disk de yok. İniş yordamının, motor yanarken kendi kendine değişmemesi gerekiyordu.

Peki bir biti, üstüne yazmanın fiziksel olarak mümkün olmadığı bir yere nasıl koyarsın?

Şöyle: hiç enerjiyle tutma. Bir karar ver, o kararı bir telin izlediği yola işle, sonra teli oraya dik. Değiştirmek için elektrik değil, makas gerekir.

Ödenen bedel: bu belleğe yazamazsın. Bir kez dokunduktan sonra yalnızca okunur. Bugün buna ROM diyoruz (İngilizce read-only memory — "sadece-oku belleği"). Çalışırken değişmesi gereken sayılar — hız, açı, sayaçlar — AGC'de bambaşka, silinebilir bir bellekte durur. İp yalnızca programı ve değişmeyen sabitleri taşır.

Küçük, mıknatıslanabilen bir halka al. Yanına ince, yalıtımlı bir tel koy. Tel için tam iki seçenek var: halkanın deliğinden geçer, ya da dışından dolanır. Ortası yok. Saklanan şey bu karardır — halkanın içinde bir yük, bir işaret, bir sayı yok.

Okumak için halkanın mıknatıslanması bir anda ters çevrilir. Deliğinden geçen tel bu dönüşü üstünde hisseder, dışından dolanan hissetmez. Yani halka bir hafıza hücresi değil, bir transformatördür; bir haberi, kendisinden geçen herkese aynı anda duyurur.

Bir kelime 16 teldir: 15'i sayıyı söyler, 16'sı denetçidir. Ve tek bir halkadan 192 tel geçer — yani o halka on iki ayrı kelimeye birden hizmet eder. Yüzlercesi aynı halkaların arasında örülünce ortaya halat gibi bir demet çıkar. Adı buradan geliyor.

Dokuma yarı otomatikti: delikli bir mylar örgü bandı makineyi sürüyor, makine kılavuzu doğru halkanın önüne konumlandırıyor, teli geçirme ya da dolandırma kararını operatör elle uyguluyordu. Bitmiş modül ikinci bir bantla — denetim bandı — baştan sona doğrulanıyordu. Bu doğrulamadan sonra program artık yazılım değildi; bir nesneydi.

Bunların hepsinin nasıl çalıştığı derste, parça parça kuruluyor. Burada sadece cevabın ne olduğu yazıyor.